Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hugh Grant
12-29-2009, 02:44 AM
Mesaj: #1
Hugh Grant
Zengin, komik, romantik ve tabii ki İngiliz... Yaşı 41 ve dünyaca ünlü model Elizabeth Hurley'le beraber, hatta çiftin bir de "Simian Films" adında yapım şirketi var. İngiliz olmasına rağmen tipik İngiliz özelliklerinden uzak, örneğin ne mesafeli ne soğuk bir duruşu var hayat içinde; aksine çok cana yakın ve de sevimli... Canlandırdığı karakterlere, seyirciye çok sıcak gelen bir samimiyet katmayı başarıyor, çok yüksek bir mizah yeteneği yok ama sempatikliği, mahcupluğu, romantikliği onu "tatlı aşık" yapmaya yetiyor. Sözünü ettiğimiz kişi, Oxford mezunu, sinema kariyerine 1982 tarihli "Priveleged" ile başlamış ve 90'ların ortalarından itibaren yıldız olmuş Hugh Grant'ten başkası değil.

22 yaşında başladığı sinema kariyerindeki ilk çıkışını bir Merchant - Ivory filmi olan "Maurice" (1987) ile Venedik Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülünü alarak yaptı Hugh Grant. Bu arada birçok televizyon filminde ve dizisinde de rol aldı. Daha sonra ise Polanski'nin belki de 90'larda gerçekleştirdiği en iyi film olan "Bitter Moon - Acı Ay" (1992) da Kristin Scott Thomas'ın genç, tecrübesiz ve şaşkın nişanlısı rolünde izledik. Esas çıkışını gerçekleştirdiği ve kendisinin de dolayısıyla starlık mertebesine yükselmesini sağlayan film ise "Four Weddings And A Funeral - Dört Nikah ve Bir Cenaze" (1994) oldu. Ufak bütçeye sahip bu mütevazı İngiliz filmi, tüm dünyada beklenmeyecek bir gişe yapıyor ve Hugh Grant'i de zirveye taşıyordu. Aslında bu film sayesinde de herkesin kanıksadığı Hugh Grant imajı çizilmiş oluyordu. Tüm herkesin sevdiği komik ve romantik çocuk imajı, sonraki filmlerinde de ufak farklılıklarla devam edince artık seyircinin bilincine iyice yerleşmiş oldu. Oyunculuk yeteneği belki de bu yüzden tam da fark edilip, takdir bulmadı.

Empire Dergisi tarafından en seksi 100 oyuncu arasında seçildiği 1995 yılında, Hugh Grant bir fahişeyle arabada yakalanıp tutuklanınca, hem filmlerinde çizdiği karakterlerle aynı kişi olmadığını seyircinin yüzüne bir tokat gibi yapıştırdı, hem de dünya basınının gündeminden uzun süre düşmedi. Bu olay Hugh Grant'ın bilinmeyen yönlerini ortaya dökmekle kalmadı, seyirci karşısındaki imajını sarstı ve deyim yerindeyse Hugh Grant herkesin diline sakız oldu. Belki de bu olayın baskısından olsa gerek Hugh Grant aynı yıl film çalışmalarına hızla devam etti, önce Robin Williams'la "Nine Months - Dokuz Ay"da, ardından da "Restoration - Restorasyon" ve "Sense and Sensibility - Aşk ve Yaşam"da rol aldı. Gerçi oyunculuk yeteneği bu filmlerle daha da ön plana çıkmaya başlamıştı ama hala kimse bunu umursamıyordu, o bir fahişeyle arabada uygunsuz bir durumda basılan yıldızdı. Herkes bu sevimli ve tatlı çocuğun nasıl böyle bir şey yaptığını tartıştı, hem bu çocuğu çok sevdiklerini söylediler hem de umursamadan rahatça yargıladılar. Belki de atladıkları Hugh Grant'in da insan olduğu ve perdedeki görüntüsünün de bir aldatmaca olduğuydu. Star olmasına stardı, her şeye de sahip sayılırdı, ama onun içinde hepimizde olduğu gibi eksik hissettiği, adını da bilmediği bir şeyler vardı ve onun da bu eksikliği açığa çıkarma veya giderme biçimi böyleydi.

Tabii ki madalyonun ters yüzü bu olayda da kendini gösterdi ve hiç sinemaya gitmemiş insanlar bile onun adını ezberledi ve bu da onun yıldızlığını perçinleştirdi. Tüm bunlara rağmen Hugh Grant film kariyerine hızla devam etti, hatta kendi yapım şirketi adına "Extreme Measures - Dehşet Sınırı"nı (1997) yaptı. 1999 yılına çok hızlı giren Hugh Grant, önce Julia Roberts'la başrolü paylaştığı, romantik ve tatlı kitapçı Willie'yi canlandırdığı "Nothing Hill - Aşk Sınır Tanımaz" da rol aldı, ardından da bir mafya babasının kızıyla aşk yaşayan galeri sahibi tipik bir İngiliz'i canlandırdığı "Mickey Blue Eyes - Belalı Aşk"ta göründü. İkincisinde aynı zamanda yapımcı olarak yer aldı. "Nothing Hill" de tipik bir Hugh Grant karakterine imza attı ve Julia Roberts'la kimyası seyircinin gözünde de oldukça tuttu. "Mickey Blue Eyes"da ise aşk yüzünden İtalyan mafyasının arasına daldı ve mafya babasını canlandıran James Caan'la bu jargonu konuşmaya çalıştı, bir İngiliz'in nasıl İtalyan - Amerikan argosunu ve telâffuzunu yapacağını görmek için de James Caan'ın Hugh Grant'a "Forget about it" i nasıl söylemesi gerektiğini anlattığı sahneye bakmak ve doyasıya gülmek yeterliydi. Bu filmde Grant'in komedi yeteneği zirveye çıkıyor ve James Caan'la çok iyi bir ikili oluşturuyordu.

Şu anda sinemalarda gösterilmekte olan "Bridges Jones'un Günlüğü" de ise şimdiye kadar oynadığı karakterlerden daha farklı biri olan kitap yayıncısı Daniel'e hayat verdi. Kendi ifadesiyle bu karakter şimdiye kadar oynadıkları arasında kendine en yakın olanı. Hugh Grant kendisini zirveye çıkaran İngiliz komedilerine sırt çevirmiş görünmüyor ve "Bridges Jones'un Günlüğü" ile de bu filmlerdeki başarısını perçinliyor, ama tabii ki çok önemli bir farkla; artık sadece sevimli, tatlı çocuk değil aynı zamanda sevgilisini de aldatan, yalancı bir çapkın da... Masum görünen çocuksu yüzünün altındaki kötü adamı artık çıkarmaya başladı ve oyunculuğunda da bundan sonra daha bir farklılık ve olgunluk olacağı da gün gibi aşikar.
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla 


Forum Atla:
Hugh Grant Konusu Hakkında;

Hugh Grant filmi izle, Hugh Grant rapidshare indir,Hugh Grant Türkçe altyazı


İletişimAltyazıYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi
mirc