Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Fransız Sineması
01-26-2010, 09:46 AM
Mesaj: #1
Fransız Sineması
Fransa, sinemanın doğum yeridir. İlk halka açık paralı film gösterimleri Lois Lumiere tarafından Fransa'da gerçekleştirilmiştir. İlk konulu kısa filmler ("Sulanan Sulayıcı" 1896), ilk aktüalite filmleri, ilk belgeseller, ilk çekim ekipleri Fransa'da doğmuştur.

Fransa'da sinemalar ilk dönemlerde çok tutuldu, ilk dönem sinema filmleri daha çok komedi türü üzerinde yoğunlaştı. Zecca'nın ilk denemelerini ilerleterek genişleten Fransız Okulu, kameranın bütün imkanlarını kullanarak sinemaya özel komedi tiplemelerinin kurallarını oluşturmayı başardı. Leonce Perret, Gaumont'un piskolojik eğilimli komedilerini yönetti ve oynadı. Leonce Perret, bu filmleri dizi haline getirdi ve yeni bir tip yaratarak başarıya ulaştı. Bundan sonra sinema perdesinde harika çocuklar devri başladı. Bunların başında "Bebe" ve özellikle "Bout de Zan" gelir. Oyuncu Prens, yarattığı saf ve şaşkın 'Rigadin' tiplemesiyle bütün dünyada tanındı. Daha sonra Marcel Levesgue oyuncu Prens'i taklit etmeye çalıştığı filmler yaptı, Max Linder ise tüm bunların üzerine çıkarak bu alanda dönemin en büyük aşamasını gerçekleştirdi. Max Linder, büyük ilgi toplayan bir karakter yaratarak dünya çapında üne kavuşan ilk büyük sinema yıldızı oldu. Max Linder hepsi aynı değerde olmayan çok sayıda film yaptı, bunların arasında "Max ve Açılış Töreni" (1910), "Kınakına Kurbanı Max "(1911) birer komedi başyapıtı sayılabilecek eserlerdendir. Max'ın şaheserleri Charlie Chaplin'in Şarlo tiplemesiyle oluşturduğu görsel komedi sanatının habercisi gibidir. Max Linder, savaş yüzünden sahneden uzaklaşmaya başladığı dönemde "Yedi Yıllık Felaket" dahil birkaç önemli film daha çekti. Charlie Chaplin'in öncüsü, ilk büyük sinema yıldızı Max Linder, 1914'te intihar etti. Fransız komedi filmlerinin en önemli özelliği olarak öne çıkan yaratma gücü, Emile Reynaud (1906)'dan sonra canlı resim türüne son şekli veren ve sayıları hiç de az olmayan yapıtlarında komedi türünün bütün şiirsel imkanlarını kullanan Emile Cohl'da yeniden hayat buldu.

Ancak Lois Delluc, 1919'dan itibaren (1915'te sinema üzerine ilk denemeyi yazan Conudo'nun etkisiyle) sinemanın bu haline tepki göstererek, sinemanın eksiksiz bir anlatım aracı olması gerektiğini savundu.

Aynı zamanda eleştirmen ve yönetmen olan Lois Delluc (1890-1924) ve çevresinde yetişen genç sinemacılar, Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesinin ardından, özgün bir Fransız sineması oluşturmaya çabaladılar. Filmlerinde küçük öyküler yerine görüntülerle anlatım yoğunluğu hedefleyen bu grup, sinemanın asıl işlevinin eğlenceden çok anlatım aracı olmasına çalışmışlardır. Kameraya izlenimci ressamlarınki gibi öznel bir bakış açısı kazandıran bu gruba, 'İzlenimci Okul' adı verildi. İzlenimci Okul'un temsilcileri biçim güzelliği yönünden çoğunlukla kusursuz olan eserlerinden sonra modası geçmiş kabul edilen bir estetik anlayışa kapıldılar. Germaine Dulac'ın (1882-1942) "İspanyol Şenliği" (1919), Marcel L'Herbier'in (1890-1979) "İnsanlık Dışı"(1924) adlı filmleri, günümüzde ününü pek haketmemiş yapıtlar olarak kabul edilirler. Ama Lois Delloc'un "Yeri Yurdu Olmayan Kadın" (1922) , Jean Epstein'in (1897-1953) "Usher'lerin Çöküşü" (1928) ve Abel Gance'ın özellikle teknik özellikleriyle çok başarılı bir yapıtı olan "Napoleon"u (1927) dönemin önemli ve kaliteli eserleri arasında göstermek gerekir.

İzlenimci Okul'un ardından, gerçeküstücülük akımından oldukça etkilenen Fransız öncü sineması (1925-1930), görüntülerin, "Otomatik Yazı"nın hayret verici eğreltilmelerinin görevini üstlendiği arı bir sinemaya doğru yöneldi. Bu konuda, Rene Clair'in "Perde Arkası" (1924), Luis Bunuel ve Salvador Dali'nin "Altın Çağ" (1930) adlı filmleri güzel örneklerdendir.

Bundan sonra Fransa'da, dadaizm (dada'nın kelime anlamı yoktur. Kuralsızlığı, karmaşayı ifade eder. Kalıpların dışında olma, kalıpsızlık... ) ve sürrealizm (gerçeküstücülük) akımlarının estetik teorilerinden ilham alan yeni bir araştırma akımı doğdu. Sinema klüplerinin ve özel salonların üyeleri tarafından desteklenen akım, sinemada anlatım yollarını çeşitlendirmek çabasındaydı. Bu dönemde yetişenler arasında sivrilen ve kendini hem seçkin kitleye hem de halka beğendiren ilk Rene Clair oldu. Ardından Jacqus Feyder, "Atlantis" (1921) ve "Çocuk Yüzleri" (1923), acıklı bir film olan "Crainguebille"i (1922) çevirdi. Feyder, natüralizmin kuramcısı Emile Zola'nın 'Therese Raguin"ini de bu filmlerinden sonra perdeye aktardı. Jean Renoir, "Su Kızı" (1924), "Nana" (1926) filmlerini yaptı ve Andersen'in "Kibritçi Kız" (1928) hikayesini sinemaya uyarladı. Amatör Sinemacı olmasına rağmen Marcel Carne, "Nogent Eldorado du Dimanche" adlı kısa metrajlı filmle epey dikkat çekti. Jean Gramillen "Açıktaki Kule", Jean Epstein ise İngiltere ile ilgili bir belgesel film olan "Toprağın Sonu" (1929)nu yaptı. Belgesel filmlerde kısa metrajlı kaliteli filmlere geçiş de bu dönemde gerçekleşti. Lacombe'nin "La Zone", Marc Allegret'in "Le Congo" adlı filmleri hem eğiticiydi hem de şiirsel bir havası vardı. Bu dönemde Fransa'da çekilen ve tüm zamanların en iyi filmleri'nden olan "Passion of Jean D'Arc - Jeanne D'Arc'ın Tutkusu" ve yönetmeni Dreyer'i de burada anmadan geçmek olmaz. (1928).

1934 yılı, Fransız sinemasının dönüm noktası ve en şaşaalı döneminin başlangıcıdır. Bu dönemde Fransız sinemasındaki birçok eğilim birbiriyle kaynaşarak, şiirsel gerçekçi okulun doğmasını sağladı. Bu dönemin başlangıcında, 1930'lu yılların sinema anlayışındaki soyut düşünceler ve estetik anlayışlar kaldırılarak, eserleri küçük burjuva ya da bohem çevresinin toplumsal gerçekliği içinde ortaya koymak ve topluma eleştirel bir bakış yöneltmek eğilimi doğdu. Jean Renoir'in 'Toni'adlı filmi (1934) bu açıdan örnek bir yapıttır. Daha sonra Jacques Prevert ve Charlest Spaak gibi usta senaryo yazarlarının destek ve yönlendirmeleriyle, eserlerdeki belgesel görünümün etkisi azaltılmaya başlandı. Ve filmlere farklı, unutulmaz bir hava verilerek ruhsal ve şiirsel bir uyum gerçekleştirme yönelimi ortaya çıktı. Marcel Carne ve Jacgues Prevert'in 'Sisler Rıhtımı' (1938), Jacgues Feyder'in 'Mimoza Pansiyonu'(1935), Jean Gremillon'un 'Gueeuled'Amour'u (1937) dönemin unutulmaz başyapıtları arasındadır.

Bu dönemde halk arasından beğeni kazanan edebiyatın mutsuz aşk, acı çeken masum, yazgının gücü, gidilmesi olanaksız bir başka yere özlem gibi konuları tekrar filmlere konu oldu. Julien Duvivier'ın "Cezayir Batakhaneleri" (1936) adlı filmi, Marcel Carne ve Jacques Prevert'in "Son Ümit"i (1939) bu alandaki en iyi örneklerdendir. Şiirsel gerçekçi okul, daha çok karamsar filmlerle ün yaptı. Bu dönemde çekilen güldürü fillerinden Carne ile Prevert'in "Tuhaf Oyun"u (1937) çok başarılıdır. Yine bu dönemin önemli filmlerinden, Jean Renoir'in "Le Regle du Jou - Oyunun Kuralı" (1939), olağanüstü güzellikte ve başarılı bir yergi olma niteliğiyle öne çıktı.

II.Dünya Savaşı, bütün ülkelerde sinema sanatını öldüreceğe benziyordu. Ancak beklenen olmadı. Almanya ve İtalya'nın sınır tanımaz rekabetiyle karşılaşıp, üstüne üstlük Clair, Renoir, Feyder, Duvivier gibi dört büyük yönetmenini yabancı ülkelere kaptırmış olan Fransız sineması ayakta kalmayı başararak, dört yıl içinde iki farklı akımın yönetmenlerinin çabaları sonucunda iyi filmler yaptı. Dönemin ilgi çekici ve realist filmlerinden biri, Prevert ile Pierre Laroche'un hayal ürünü olan bir orta çağ efsanesine dayanan ve Carne tarafından çekilen "Akşam Ziyaretçileri" (1942)dir .

Daha sonra Prevert ve Carne tekrar işbirliği yaptılar ve "Paradi'deki Çocuklar"(1945) adlı filmi çevirdiler. Marcel L'Herbier'ın "Esrarengiz Gece"(1942) adlı filminde de gerçekdışı eğilimin ağır bastığını görüyoruz. Marce L'Herbier, filmlerinde daha çok şiirsel bir hava estirmeye çabalıyordu. Bu özellik Herbier'ın, Cocteau ile birlikte yaptığı filmlerde de kendini gösterdi. "Ebedi Dönüş", "Hayalet Baron" (1944) örneklerinde olduğu gibi...

Savaş yıllarındaki Fransız sinemasının öne çıkan yönü, edebiyat alanındaki büyük yazarların sinemacılarla işbirliği yapmalarıdır.Yine bu dönemde Sacha Guitry ve Marcel Pagnol tiyatroyu sinemaya aktarmaya çalıştılar. Cocteau, Fransız sinemasının genç yönetmenlerinden Robert Bresson'un "Boulogne Ormanı Kadınları"(1945) adlı filminin diyaloglarını hazırladı. Yine aynı şekilde Jean Giraudoux, manastırların boğucu havasını anlatan "Günah Melekleri" (1945) adlı filmi çevirdi. Bunlar haricinde 1943'te "Yaz Işığı " ile "Gökler Sizindir" adlı filmleri de yaptı.

Bu dönem Fransız sinemasında yapılan ikinci grup filmler kısmen savaş öncesi kara filmlerin ve natüralizm'in etkisinde kaldı. Henri Georges Clouzot dönemin önde gelen sinemacılarındandı. Clouzot, yönetmenliğini H. Decoin'in yaptığı ve Raimu'nun başarıyla oynadığı 'Evdeki Yabancılar' adlı filmin senaryosunu yazarak sinemaya başladı. Daha sonra çektiği "Karga"(1943) adlı filminde beklenmedik bir teknik ustalığı göstererek,sinema çevrelerinde şaşkınlık yarattı. Daha önce Jean Renoir'in asistanı olan Jacgues Becker de "Son Kız"(1942) adlı polisiye ve köylü törelerini farklı bir üslupla inceleyen "Goupi Mains-Rouge - Kırmızı Elli Goupi" (1943) adlı filmiyle başarısını kanıtladı. Fransa'da 1943'te Yüksek Sinema Araştırmaları Enstütüsü kuruldu ve böylece sesli sinema olgunluk çağına ulaştı.

Rene Celement'in "Yasak Oyunlar"(1951), Jacgues Backer'in "Altın Miğfer"(1952), Clouzot'un "Korkunun Bedeli" (1952), Viyanalı göçmen Max Ophüls'ün (1902-1957) "Lola Montes"i 1945-1950 döneminin en başarılı yapıtlarıdır. Claude Autant-Lara'nın "İçimizdeki Şeytan"ı (1946), Cristian Jaque'ın "Kahraman Aşık"ı (1952), Andre Cayette'ın (1909-1989) "Hepimiz Katiliz"(1952)i de dönemin kayda değer yapıtları arasındadır. Diğerleri ise orta düzeyde sayılabilir.

Bu dönem Fransız sinemasına özgün araştırmalarıyla katkıda bulunan ve yenilikler getiren yönetmenler ve filmleri olarak da; Robert Bresson "Bir İdam Mahkumu Kaçtı"(1956)ve "Yankesici"(1959), Alain Resnais "Guernica"(1950), "Heykeller de Ölür" (1952), Jean Pierre Meluille (1917-1973) "Denizin Sessizliği"(1948), Alexandre Astruc "Kırmızı Perde" (1952), Fransız komedisine yenilik getiren Jacques Tati "Bay Hulot'un Tatili"(1951) sayılabilir.
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla 


Forum Atla:
Fransız Sineması Konusu Hakkında;

Fransız Sineması filmi izle, Fransız Sineması rapidshare indir,Fransız Sineması Türkçe altyazı


İletişimAltyazıYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi
mirc